Arif Demirer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arif Demirer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2017 Salı

1954 YILINDA DEMOKRAT PARTİDE ÜLKE GENELİNDE ÖN SEÇİM "Mehmet Arif DEMİRER" ANAYURT Gazetesi, 27 Mart 2017

1954 YILINDA DEMOKRAT PARTİDE ÜLKE GENELİNDE ÖN SEÇİM
Mehmet Arif DEMİRER
ANAYURT Gazetesi, 27 Mart 2017
1954 Seçimlerinde Demokrat Parti, T. C.’nin en yüksek oyunu (% 58+) alarak Meclis’e 489 milletvekili ile gelmişti. (CHP 31 milletvekili çıkarmışı.) DP, tüm illerde ön seçim yapılmıştı.
Afyon yerel gazetelerinde 22 Mart günü yapılan ön seçim öncesi yazılardan başlıklar/alıntılar:
“Açık Mektup, (14 Mayıs Gazetesi, 9 Mart)
“Sayın Arif Demirer ve Rıza Çerçel. Her ikinizi de yakın bir hemşerim olarak tanırım… Memleket sizlerden büyük hizmetler bekliyor. Sizleri namzet listelerimiz içinde görmek istiyoruz. Memleketimize hizmet ediniz…”
O tarihte Demirer, PTT, Çerçel Devlet Hava Yolları Genel Müdürü idiler. Gazete iki hemşerisine “Genel Müdürlüğü bırak gel milletvekili olarak Meclis’te beni temsil et” diyor.
“B. Rıza Çerçel Mebus Adaylığından Sarfınazar Etti, (GÜVEN gazetesi, 16 Mart)
“… milletvekilliğinden vaz geçmiş. Hemşerilerimizin gösterdikleri yakın alakaya minnettar olduğu…” 
“Hakikate Doğru Gidelim, (GÜVEN, 17 Mart)
“Biz top yekun olarak Türk milleti 1954 devresi için gereken kuvvet ve kudrete sahip kimseleri bulsun ve seçsin diye çırpınıyoruz. Memleket severlik, vatanseverlik işte bu noktada birleşmektir.”
“D.P. 1954 Devresi için Şehrimizde Mebus Namzetliğini koyanlar, (GÜVEN, 17 Mart)
“48 adet mebus namzedi listesini aynen neşrediyoruz…”(Listede Çerçel yok !)
“Hangisini Tercih Etmeliydi? (GÜVEN, 18 Mart)
Bu başlığın ve Çerçel’in büyücek bir fotoğrafının altında Çerçel’e sitem eden yazının devamı:
“Korkarım, Arif Demirer de adaylığını geri almasın. Cidden bu iki genç hemşerimiz bu sahada (milletvekili olarak) memleket ve millete çok faydalı olabilir.”
Afyon gazetelerinin aday adayları üzerindeki bu tür baskıları sonucu ön seçime Çerçel de dahil tam 49 aday adayı katılmış ve 30’lu yıllardan beri sık sık Afyon Belediye Reisi olarak seçilmiş olan Hüseyin Tiryakioğlu, Demirer, Çerçel, Balıkesir Hukuk İşleri Müdürü Afyonlu Osman Talu ile beş eski milletvekili seçilerek 2 Mayıs seçimlerine aday olarak katılmış ve % 80’e yakın oy ile milletvekili seçilmişlerdir. Afyon gazeteleri sonuçlardan memnundur.
Gelelim bugünkü demokrasi anlayışımıza…
16 Nisan’da ne yapacağız? Devletin tüm imkanlarını kullanarak ve kadrolarını seferber ederek sürdürülen EVET kampanyasında partili adayın cumhurbaşkanı seçilmesi için çırpınıyoruz.
Var olan Seçim ve Siyasi Partiler yasaları ile 1954 yılının Tam Demokrasi anlayışından çok uzaklarda olduğumuz yetmezmiş gibi bir de genel başkanların bizzat belirlediği adaylar ve               % 10 baraj sayesinde Türk Tipi Demokrasi ile rejimi kökünden değiştirmek istiyoruz.
Ben bunu ping pong topu ile futbol oynamaya benzetiyorum. Yeşil saha, 22 futbolcu, 3 hakem ve bir top. Ama nasıl? Futbol topu yerine ping pong topu !
Olmuyor. Olmadığı için de 1954 Türkiye’sinin çok gerisinde olan rejimi iyice raydan çıkarmaya çalışıyoruz. Denetimsiz Yürütme, kolu kanadı kırılmış Yasama ve Yargı. Üstelik Yargı, bağımsız olmanın yanı sıra, artık anayasal zorunluluk olarak tarafsız da olacakmış !
Yarın: 2 Mayıs 1954 seçimlerinde seçilen 489 DP milletvekiline 29 Kasım 1955 gecesi ne demişti Menderes? “Siz o kadar güçlüsünüz ki, isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz”  

HİLAFETİ GERİ GETİREBİLECEK GÜÇ "Mehmet Arif DEMİRER" ANAYURT Gazetesi, 28 Mart 2017

HİLAFETİ GERİ GETİREBİLECEK GÜÇ
Mehmet Arif DEMİRER
ANAYURT Gazetesi, 28 Mart 2017
Hilafetin geri getirilmesi konusuna, TBMM’de 29 Kasım 1955 gecesi Menderes tarafından DP Grubu toplantısında değinilmişti. Menderes, TBMM’nin yüzde doksanını oluşturan DP Grubu üyelerine (488 milletvekili), “Siz o kadar güçlüsünüz ki, isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz” demişti. (Aslında Yassıada’ya getirtilen Zabıtlarda böyle bir cümle yok?)
Menderes, bugün bir takım kişilerin olduğu gibi Osmanlı özlemi ile yanıp tutuşmuyor, hilafetin geri getirilmesi gibi imkansız bir şeyi ise kesinlikle istemiyordu. O, sadece TBMM’nin yüzde doksanını oluşturan bir grubun gücünün ölçüsünü tanımlıyordu: İsterse hilafeti bile geri getirebilecek kadar güçlü.
1954 seçimlerinde tüm Demokrat Parti milletvekilleri adayları yerel yoklama ile seçilmişlerdi. Daha sonra, 1957 seçimlerinde başlayarak adayların Genel Merkez tarafından belirlenme sistemi Türk siyasetine kanser gibi girdi ve yerleşti. Bugün adayları genel başkanlar birer birer tespit ediyorlar.
16 Nisan günü 80 milyon T. C. vatandaşı ülkenin geleceği ile ilgili çok önemli bir karar vereceklerdir: EVET ya da HAYIR. EVET demeyi düşünenler Çanakkale 1915’i anlatırken bile olay ile yakından uzaktan bir ilişkisi olmayan Abdülhamit’i hatırlamak ölçüsünde Osmanlı özlemi içindeler. Onlar için Çanakkale 1915’de Mustafa Kemal Yok, Abdülhamit Var. Abdülhamit ile Çanakkale 1915 arasında nasıl bir bağ kuruyorlar anlamış değilim.
16 Nisan’da çıkacak EVET oyu ile, Menderes’in bahsettiği, 25 milyon T. C. vatandaşının gerçek temsilcileri olan milletvekillerinin yüzde doksanının gücü, bir kişiye sunulmuş olacak.  
16 Nisan oylamasında % 51 EVET oyu böylesine dramatik bir gelişmek için yeterli. Cumhurbaşkanı ise çok büyük bir başarı sonucu olarak % 60 hedefini koyuyor.
Diyelim ki % 60 EVET çıktı. Yüzde kırk HAYIR’ı ne yapacağız? Ya da % 55 ve 45 gibi bir bölünme herkesi rahatsız etmeyecek mi? % 40 ya da daha yüksek bir HAYIR oyuna rağmen kabul edilmiş sayılacak yeni bir ANAYASA, gerçekten 80 milyonu kucaklayacak bir anayasa olacak mı? Yoksa 1961 anayasasında olduğu gibi toplumun yarısı tarafından benimsenmemiş olarak kalacak mı? Son soru: % 51 EVET oyu ile bile kabul edilmiş bir anayasanın tek kişiye sunacağı güç, Menderes’in 29 Kasım 1955 gecesi bahsettiği güç,  sakıncalı değil mi?
Bakınız Gazi Mustafa Kemal, 19 Ocak 1923 günü İzmit’te halk ile yaptığı sohbette Meclis’in gücünü tek bir adama teslim etmesi konusunda neler söylemiş:
“…yakında çıkmış bir kitap gördüm. Bu kitaba vaz’ı imza edenin Hoca Efendilerden biri olduğunu anladım. O diyor ki, ‘Meclis Halifenindir.’
“EFENDİLER, BU KADAR SAKAT MANASIZ BİR ŞEY OLAMAZ. BU; DÜNYADA BENLİĞİNİ, İNSANLIĞINI VE HAKİMİYET-İ MİLLİYESİNİ ANLAMIŞ BİR HEYET-İ İÇTİMAİYENİN HİÇBİR VAKİT KABUL EDEMEYECEĞİ BİR SAFSATADIR…   
“Meclis Halifenin değildir ve olamaz. Meclis yalnız milletindir. Ve ancak milletin vekillerinden mürekkeptir. Milletin verdiği salahiyet ve vezaifi ifa eden zevattan ibarettir. Binaenaleyh yalnız ve yalnız milletindir ve Meclis ancak milletin emrine mutavaat etmek mecburiyetindedir… O kitabı yazan Hoca Efendinin vezaif-i Hilafeti tetkik ve ifade etmek için karıştırdığı kitaplar Yezid zamanında yazılmış olan kitaplardır. O Yezid ki, Halife unvanı ile dünyanın en zalim ve müstebit hükümdarıydı. Binaenaleyh o kitaplarda vezaif-i Hilafet olarak yazılmış olan şeyler Yezid’in vezaif-i saltanat-ı müstebiddanesidir.”        
“Millet, hakimiyetini elinde tutuyor ve ancak hakimiyetinden icabı kadarını tatbik etmek üzere Millet Meclisi’nin heyet-i umumiyesini tavzif ediyor.
“FAKAT BİR TEK ADAMA SALAHİYET VERİLEMEZ.” NOKTA !

15 Kasım 2016 Salı

HAYDAR TUNÇKANAT’IN ‘İKİLİ ANLAŞMALARIN İÇYÜZÜ’ KİTABI JÜPİTER FÜZELERİ & Mehmet Arif Demirer

HAYDAR TUNÇKANAT'IN 'İKİLİ ANLAŞMALARIN İÇYÜZÜ' KİTABI: JÜPİTER FÜZELERİ
              Mehmet Arif Demirer
1993 Yılında ilk kez DP GİK üyesi olduğum zaman, DP’nin on yılını, özellikle dış politikası ile ekonomik performansını, savunan tek bir kitap yayımlanmamıştı. Daha çok kişisel anılar ve Yassıada ile ilgili kitaplar yayımlanmıştı. 1993 yılından itibaren Basın Açıklamaları, DP Ansiklopedisi, iki büyük boy duvar takvimi ve dergiler dışında 17 kitap yazarak (yayımlandı) bu eksikliği giderdim. Yine de iki konu açık kalmıştı: Menderes, Necip Fazıl gibi bir adama neden 147 bin lira ödemişti, örtülü ödenekten ve MBK üyesi Hv. Kurmay Albay Haydar Tunçkanat’ın birinci baskısı 1970 yılında yayımlanan kitabındaki ağır suçlamalara cevap.
Necip Fazıl örtülü ödenekten para verilmesi konusu yakında yayımlanacak son kitabımda irdelenmektedir: ATATÜRK – Din ve Said Nursi – Fethullah Gülen. Sorunun cevabını da Bayar’ın da bulunduğu bir toplantıda Samet Ağaoğlu vermiştir: ‘Susturmak için’ Tunçkanat’ın suçlamalarının niteliği hakkında ise geniş bir araştırma yapmam gerekiyordu. Bu araştırmayı yaptım. Biri Jüpiter Füzeleri ile ilgili olmak üzere iki örnek ile Tunçkanat’ın gerçekleri nasıl çarpıttığını ya da gizlediğini göstereceğim:
İKİLİ ANLAŞMALARIN İÇYÜZÜ
Birinci örnek 23 Şubat 1945 tarihli ikili antlaşma. Bu antlaşma ile Türkiye, 1941 yılından beri ABD’den Ödünç Verme ve Kiralama Kanunu kapsamında aldığı yaklaşık 100 milyon dolarlık askeri malzeme ile ilgili bir antlaşma imzalamış ve bu borcu sadece 4.5 milyon dolar ödeyerek tasfiye etmiştir. Tunçkanat bu antlaşmayı gereksiz görmüş ve “Yabancı bir devlete verilecek bazı imtiyazların tohumlarını taşıyan” bir antlaşma olarak tanımlamıştır. Stalin aynı kanun kapsamında savaşta ABD’den 14 milyar dolar değerinde malzeme almıştı.
İkinci ikili antlaşma, 27 Şubat 1946 tarihinde 10 milyon dolar değerinde askeri malzeme alımı ile ilgili kredi antlaşması idi. Tunçkanat bunu da eleştirmiştir:
“Bu anlaşmanın imzalandığı sıralarda Türk Hükümetinin kasalarında 245 milyon dolarlık dövizi vardır. Fakat Sovyet Rusya’nın Türkiye’ye güvenlik vermeyen tutum ve davranışlarından kuşkulanan hükümet, benimsediği yeni bir görüşle, dış yardıma istekli ve daha elverişli bir tutum takınıyor.”
Gerçeklere bakalım: Döviz rezervi 10 milyon dolar. Ayrıca 235 milyon dolarlık altın stoku var. Bu altın stoku, 1948 yılı Şubat ayına kadar yarı yarıya azalacak, döviz rezervi ise 705 bin dolara inecektir. Türkiye bu rezervleri ile 1946 – 1950 yılları döneminde tek bir şeker ya da çimento fabrikası bile kuramamıştır. Sovyet Rusya’nın güvenlik vermeyen tutum ve davranışları ise 1945 Mart ayından beri sözlü ve yazılı notalar ile Sovyet gazetelerinde yayımlanan makalelerde belirlenen Sovyet talepleri idi: Kars – Ardahan ve İstanbul ile Çanakkale Boğazlarında ortak yönetim (Sovyet Savaş gemileri, askerleri ve bayrağı vd.).
İşte Tunçkanat gerçekleri böyle çarpıtarak veya gizleyerek önce CHP daha sonra DP’nin imzaladığı ikili antlaşmaları haksız ve insafsızca eleştirmiştir.
Jüpiter Füzelerine gelince. 17 Ekim 2016 tarihli ANAYURT yazımda belirtiğim gibi 1962 Küba Krizinde Sovyetler, Türkiye’de konuşlanmış Jüpiter füzelerinin sökülmesi vaadine karşılık Küba’daki çok daha güçlü ve daha uzun menzilli SS-4 Sandal füzelerin sökülerek Sovyetler Birliğine geri götürülmelerini kabul etmiş ve 3. Dünya Savaşı önlenmişti.
Tunçkanat’ın şu iddiasını, “O tarihlerde (1946) Türkiye’nin Amerika’nın bir ileri karakolu olması öğünme konusuydu. Bu görüş 27 Mayıs’a kadar sürdü.” da Jüpiter Füzelerinin Türkiye’ye geldiği tarihe bakarak değerlendirelim. Jüpiter Füzeleri ile ilişkili antlaşmayı Menderes Hükümeti imzalamış ancak füzeler, Türkiye’ye 27 Mayıs’tan sonra MBK döneminde gelmiş ve monte edilmişlerdir. Tunçkanat, kitabında Jüpiter Füzelerinden ve                 27 Mayıs’ın Türkiye – ABD ilişkilerini hiç etkilemediğinden nedense hiç bahsetmemiştir.
(ANAYURT GAZETESİ,  16 Kasım 2016)
1993-2012 Yılları arasında DP İktidarı ve 27 Mayıs Darbesi ile ilgili yayımlanmış kitaplarım:
1993 – KKTC – TÜRKÜN ONUR SORUNU
1994 – Alparslan Türkeş’in anıları ve 27 Mayıs 1960 – DEMOKRAT PARTİ
1995 – 6 Eylül 1955 – Yassıada 6/7 Eylül Davası
1995 – Babam Arif DEMİRER ve Aydın MENDERES
1997 – CYPRUS – the Island of Sustained Crises
2005 – ATATÜRK, BAYAR ve DP ekseninde MASALLAR ve GERÇEKLER
2006 – 6 EYLÜL 1955 Olaylarına 50. Yılda yeni Bakış – Hangi derin Devlet ?
2006 – DEMOKRAT PARTİ’nin YATIRIMLARI
2006 – NİHAT ERİM’in gözlüğü ve kalemi ile DEMOKRAT PARTİ ve bir soru:                      
            JOHNSON MEKTUBU SİPARİŞ MİYDİ?
2006 – KEMALİZM TARTIŞMALARI
2006 – DEMOKRAT PARTİ ve TARIM
2006 – MENDERES ve DÖVİZLER – DÜNYA BANKASI OLAYI (1954)       
2008 – Ş. Çizmeli’nin Menderes Kitabı – BİR DEDİKODU KİTABININ ELEŞTİRİSİ[1] 
2009 – FATİN RÜŞTÜ ZORLU GERÇEĞİ
2010 – DEMOKRAT PARTİ BELGESEL ANSİKLOPEDİSİ (2 200 sayfa)
2010 – HASAN POLATKAN konuşuyor
2010 – CUMHURİYET TÜRKİYE’sinde ANAYASA OYUNLARI – 27 MAYIS İHTİLALİ
2012 – 27 MAYIS – MASALLAR VE GERÇEKLER                                                                     




[1] Dr. Mehmet Özdemir ve Emre Oktay ile ortak yayın

25 Nisan 2016 Pazartesi

DEMOKRAT PARTİ JÖN ARAMIYORMUŞ !..., Mehmet Arif DEMİRER

DEMOKRAT PARTİ JÖN ARAMIYORMUŞ
Mehmet Arif DEMİRER
19 Nisan günü YURT Gazetesinde manşetten verilen bir haber ve bir fotoğraf vardı: “Jön Aramıyoruz” ve Türkiye Barolar Birliği’nin Başkanı Sayın Metin Feyzioğlu’nun fotoğrafı.

Demokrat Partinin Genel Sekreteri Sayın Ertan Küçükay, YURT’a şöyle konuşmuş:
“Biz Jön falan aramıyoruz, bizim artist arayışımız yok. Gündemimizde Feyzioğlu yok. Biz Merkez Sağ bir partiyiz. Bizim Partimizin Genel Başkanlık koltuğu, Adnan Menderes’in oturduğu koltuktur, Süleyman Demirel’in oturduğu koltuktur,  tabii Celal Bayar Kurucu Genel Başkan. Adnan Menderes’in, Süleyman Demirel’in felsefesiyle yetişmemiş, onun inançlarını paylaşmayan kişilere bu koltuk açık değildir… Demokrat Parti’nin (DP) şu anda bir genel başkanı var; genç, pırıl pırıl… Türk siyasetinin geleceğinde var olabilecek bir siyasetçi olarak yoluna devam ediyor. Biz de kendisine inanıyoruz, güveniyoruz, onunla beraberiz. Kurucu felsefemize uygun olarak bir mücadele veriyoruz.”
Yukarıda alıntılanan bölümde atlanan cümlelerde Sayın Feyzioğlu’nun adı geçiyor. Sayın Küçükay, açıklamasında bir de Sayın Cindoruk hakkındaki düşüncelerini sıralamış. Amacım kişilerle ilgili tartışmalara katılmak olmadığı için o cümleleri bilinçli olarak atlıyor ve Sayın Küçükay’ın DP hakkında çarpıcı bir tespiti ile bu alıntıya son veriyorum: “DP, marabasıyla (köyde toprak sahibi olmayan ama toprağı işleyen kişi, ortakçı) satılık bir köy değildir.” ? 
Demokrat Parti’nin eski bir Genel Başkan Yardımcısı (1994 – 1997, 1995’de Refah’a gidene kadar Genel Başkanım Aydın Menderes idi), Genel İdare Kurulu Üyesi (2009 – 2011) ve DP ile ilgili yayımlanmış 21 kitabı ve bir Belgesel Ansiklopedisi olan bir Demokrat Partili, üstelik Menderes döneminde PTT Genel Müdürü ve Ulaştırma Bakanı Arif Demirer’in oğlu kimliğim ile Sayın Küçükay’ın değindiği geleneğin de tam merkezinden gelen bir kişi olarak, şu soruyu DP sayın genel sekreterine sormak ve somut yanıtını beklemek durumundayım:
Önce DP geleneğinin seçim performansı hakkında bir hatırlatma: Menderes, 1954: % 58; Demirel, 1965: % 52.9 ve Demirel, 1991: % 27 (Özal’ın ANAP’ı ile birlikte % 51).
Sizin pırıl pırıl Genel Başkanınız ise Zeybek’ten devraldığı % 0.65’in çeyreğine indirmiştir, Celal Bayar’ın kurduğu partinin oyunu; elli küsur milyon seçmenin 69 bininden oy alarak.
YURT’ta yayımlanan açıklamanızda neleri aramadığınızı sıralamış ancak neyi aradığınızı, DP’nin 2016 yılında hedefinin ne olduğunu belirtmemişsiniz. Bu nedenle, yukarıda özetlediğim kimliğim ile soruyorum, ‘Demokrat Parti 2016’ neyi aramaktadır, hedefi nedir?
Şöyle bir hedef, sizleri belki tatmin edebilir, ama açıklamanızda adlarını verdiğiniz o muhterem kişilerin kemiklerini sızlatır: 1 Kasım 2015 seçiminde alınan 69 bin oyu yüzde yüz artırarak Guinness Rekorlar kitabına girmek. Demir Perde ülkeleri dışında hiçbir siyasi parti oylarını bir sonraki seçimde % 100 artıramamıştır. İnşallah size nasip olur, % 0.28 oy !
***
2006 – 2012 TARİHLERİ ARASINDA YAYIMLANAN KİTAPLARIMIN LİSTESİ
ATATÜRK – BAYAR ve DP Ekseninde Masallar ve Gerçekler; 
6 Eylül 1955 Olaylarına 50. Yılda yeniden Bakış: 
Hangi Derin Devlet; 
Demokrat Parti’nin Yatırımları; 
Nihat Erim’in gözlüğü ve kalemi ile Demokrat Parti; 
Kemalizm Tartışmaları; 
Menderes ve Dövizler – Dünya Bankası Olayı, 1954;  
Hasan Polatkan Konuşuyor; 
Ş. Çizmeli’nin Menderes Kitabı,  Bir Dedikodu Kitabının Eleştirisi; 
Fatin Rüştü Zorlu Gerçeği; 
27 Mayıs – Masallar ve Gerçekler. 
2 200 sayfalı Belgesel Demokrat Parti Ansiklopedisi 2010 yılında tamamlanmıştır. 
***
HÜRRİYET GAZETESİNİN SPOR SAYFALARINA KADIN – ERKEK EŞİTSİZLİĞİ
Hürriyet, 18 Nisan. İstanbul’da oynanan Kadınlar Euroleague Finallerinde üçüncü olan Fenerbahçe Bayan Basketbol takımı ile ilgili haber: 2.9 x 6.9 eşittir 20 cm2. Finallerde şampiyon olan Putin’in ülkesinin Ekaterinburg ile ilgili haber: 14 x 14 eşittir 196 cm2. İki gün sonra Fenerbahçe Erken Basketbol takımı Final Four’a kalınca ilgili haber tam 1216 cm2  Kadınlara, Türk ise 20, Rus ise yaklaşık 200, erkeklere ise bin 200 santimetre kare. Yorumu siz yapın… Merak edenlere ek bilgi: Spor sayfasının baskı alanı 1 664 cm2.   

BAHÇELİ’DEN 55 YIL ÖNCE, "KÖPRÜLÜ DE TÜRKİYE’NİN BAŞINI AĞRITMIŞTI"; Mehmet Arif DEMİRER

BAHÇELİ’DEN 55 YIL ÖNCE
KÖPRÜLÜ DE TÜRKİYE’NİN BAŞINI AĞRITMIŞTI
Mehmet Arif DEMİRER
Köprülü; 27 Mayıs Darbesinden 8 gün sonra, 4 Haziran günü, durup dururken, hiç kimsenin aklında benzer bir iddia, şüphe yok iken, Yeni Sabah muhabirine bir açıklama yapmıştı. Darbe rejimlerinin değişmez kuralı (Yere düşene bir tekme de sen at) doğrultusunda Yeni Sabah Gazetesi de Köprülü’nün açıklamasını manşete taşımıştı:
“Fuat Köprülü 6 – 7 Olaylarını açıkladı. Köprülü, ‘Hadiseler, Fatin Rüştü Zorlu’nun ilhamı ile Menderes ve Gedik tarafından tertiplenmiştir’ dedi. ATA’nın Selanik’teki evini Menderes bombalatmış”
Demokrat Parti’nin dört kurucusundan bir olan Fuat Köprülü, Zorlu ve daha sonra Menderes’e yönelik kişisel husumet ve kıskançlık duygularına yenilerek, Türkiye’nin milli çıkarlarını unutarak, ne İstanbul Rumları ne de Yunanistan böyle bir suçlamada bulunmuşlar iken, olayları T. C. Hükümeti’nin sırtına yükleyivermişti.
Unuttuğu iki şey vardı: 6 Eylül 1955 tarihinde kendisi, suçladığı hükümette Başbakan Yardımcısı idi ve bu nedenle iddiası darbeciler tarafından alelacele Yassıada’ya taşınarak bir dava konusu yapılınca, “Sen de o hükümette idin, gel bakalım” denmiş ve muhbir Köprülü, tutuklu sanık oluvermişti.
Köprülü’nün Menderes-Zorlu husumeti o kadar derindi ki, Başbakanı ve İçişleri Bakanı’nı olayları tertiplemekle suçlarken, 6 Eylül 1955’te Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı olan öz be öz oğlu Orhan Köprülü’nün de bu açıklama nedeniyle kendisi gibi Yassıada’da tutuklu yargılanması ihtimalini hiç düşünmemişti.
Köprülü’nün o talihsiz ve gerçekdışı suçlaması ile Yassıada’daki (3) numaralı dosyada görülen 6/7 Eylül Davası sonunda Menderes ve Zorlu’ya verilen altışar yıl hapis cezası kararı sayesinde o tarihe (1961) kadar uluslararası kamuoyunda “İstanbul’daki Rum Karşıtı Gösteriler”  olarak tanımlanan olaylar, POGROM ‘a dönüşmüştür. POGROM, Sovyet öncesi Rusya’da güvenlik güçlerinin, hükümetten aldıkları talimat doğrultusunda, azınlıklara karşı giriştikleri katliamdır.
Köprülü, kurucusu olduğu partiyi suçlarken konunun buralara gelebileceğini düşünmemişti.
Gelelim, 27 Mayıs’tan 55 yıl sonra Bahçeli’nin 7 Haziran sonrası akıldışı davranışlarına.
Bahçeli, 7 Haziran seçim sonuçlarını doğru algılayamadı. Seçim öncesi mitinglerde vatandaşlara verdiği, ülkeyi AKP’den kurtaracağı sözünü tamamen unuttu. Önce Meclis Başkanlığını ardından Başbakanlığı gümüş tepsiler üstünde AKP’ye hediye etti.
HDP’yi, tam PKK’nın kucağından çıkmak üzere iken, yeniden ve daha derin bir şekilde PKK ile birleştirdi.
Kendi partisini en yakın mesai arkadaşları ile mahkeme koridorlarına sürükledi.
Nasıl ki, 27 Mayıs’tan sonra kurduğu Yeni Demokrat Parti, Köprülü’nün politikaya geri dönüşünü sağlayamamıştı, Bahçeli de MHP’nin bugün içinde bulunduğu yargı sürecinden,  Olağanüstü ya da Olağan Kongre kararlarından hangisi çıkarsa çıksın, kaybeden tarafta olacaktır. 1960 yılında olduğu gibi, Bahçeli’nin bu davranışları sonunda asıl kaybeden Türkiye olacaktır, bir kişinin yanlış kişisel hesapları sonucu.  

18 Nisan 2016 Pazartesi

AZİZ YILDIRIM ve VOLKAN DEMİREL’e AÇIK MEKTUP - ANAYURT Gazetesi; Mehmet Arif Demirer, 18 Nisan 2016

AZİZ YILDIRIM ve VOLKAN DEMİREL’e AÇIK MEKTUP
        Mehmet Arif Demirer
Önce teknik bir açıklama: Sizlere saygısızlık yapmak gibi bir niyetim kesinlikle yok ancak bir köşe yazısı başlığında iki kez ‘Sayın’ sözcüğü kullanmak da uygun olmuyor. Sizler benim için çok saygın Fenerbahçelilersiniz.
İkinci açıklama: Cihat Arman’ı ilk defa 1948 yılında, 8 yaşımda, çıplak göz ve hayranlıkla seyretmiş ve Lig TV maç yayınına başladığı tarihten itibaren Fenerbahçe maçlarını hiç kaçırmamış, gerçek bir FB taraftarıyım. Bu Açık Mektup bu sıfatımla yazılmıştır.
FB’nin bu yıl şampiyon olma olasılığı SIFIR’a çok yakındır, yüzdeye vurursanız. 
Takım, özellikle ikinci yarıda şampiyon olmak hırsı ile o kadar sinirli ve gergin bir futbol sahneliyor ki, önümüzdeki altı maçı da son maçlar gibi oynarsa; Torku Konya ikinci, FB üçüncü olur. Nasıl olsa ikinci de Şampiyonlar ligine katılacağına göre birkaç ön eleme maçından mı çekiniyoruz? Eğer öyle ise zaten ikinciliği de hakketmediğimize inanacağım.
Önerim: İkinciliği kabullenip, sakin sakin Fenerbahçe’ye yakışır bir futbol oynayalım ve bu gerginlikten kurtulalım. Son haftalarda rakip takımın ceza sahasında kaçırılan gollerin ancak bu gerginlik nedeni ile kaçmış olduğunu düşünüyorum.
Özetle, Volkan kardeşimi önemli bir görev bekliyor: Lütfen, arkadaşlarını bu stres ortamından çıkar ki, hepsi önce birer sporcu, sonra futbolcu ve de Fenerbahçeli olduklarının bilincinde rahat oynasınlar, aynen Real Madrid’i perişan eden basketbolcularımız gibi. Saygılarımla.
***
15 Nisan günü Bayanlar Euroleague Final Four maçları Ülker Arena’da oynandı. İzleyebildiğim kadarı ile canlı naklen yayın yoktu. Eğer benim bilmediğim bir kanalda var idi ise, Hürriyet’in spor sayfasında bilgisi yoktu.
Fenerbahçe bayan basketbol takımının Nadezhda ile yarı final oynadığı saatlerde, şu kanallarda, aşağıda verdiğim yayınlar vardı:
FB TV: Maçın görüntüsüz anlatımı, radyodan naklen yayın gibi.
NTV Spor: Kadınlar voleybol müsabakalarının naklen yayını.
TRT Spor: Avrupa Halter Şampiyonluğu’nun naklen yayını.
A Spor: Futbol yorumları
Lig TV – 1: Futbol yorumları
Lig TV – 2: Futbol yorumları ya da Avrupa’dan naklen futbol maçları
Lig TV – 3: Lokomotiv Kuban – Barselona Euroleague basket maçı 
Hayatımızda ilk kez Türkiye’de bir Euroleague Final Four düzenlemişiz,  tüm TV kanalları bu olaya arkalarını dönmüşler. Bu durumu 1974 – 1982 yıllarında ADALET Gazetesindeki köşe yazılarımın başlığı ile açıklayabiliyorum:
“BİZ BİZE BENZERİZ”
Merak ediyorum, 17 Nisan günü Fenerbahçeli bayanların oynayacakları üçüncülük maçını canlı verecek bir kanal olacak mı? Hürriyet’in Spor Ekranı’na göre Türk Telekom’un TVİBU Spor’u verecekmiş ! (ANAYURT Gazetesi, 18 Nisan 2016)

11 Nisan 2016 Pazartesi

TÜRKİYE’NİN 2 YIL 2 AY 2 GÜN SÜREN YALNIZLIĞI., Mehmet Arif DEMİRER

TÜRKİYE’NİN 2 YIL 2 AY 2 GÜN SÜREN YALNIZLIĞI
Mehmet Arif DEMİRER
Bu Yalnızlık, 5 Nisan 1946 günü dünyanın en büyük savaş gemisi Amerikan Missour’nin İstanbul’a gelmesi ile sona ermişti.
ABD Başkanı Roosevelt öldükten - 12 Nisan 1945 - sonra yerine geçen Truman Sovyetlerin yayılmacılığı ile ilgili gerçekleri görerek 5.1.1946 günü, kısa bir süre sonra görevden alacağı Dışişleri Bakanına sekreterinin görmesini istemediği için el yazısı ile yazdığı bir muhtırada,
“Sovyetler Birliği’nin Türkiye’yi istila ederek Boğazlar bölgesini ele geçirmek istediğine artık hiç şüphem kalmadı. Eğer bu gidişe demirden bir yumruk uzatıp ‘DUR’ demezsek, yeni bir savaş çıkacak…”
diyerek “demir yumruk” niyetine Missouri’yi İstanbul’a göndermiş ve bu yalnızlığı sona erdirmiştir. Truman’ın T. C. Cumhurbaşkanı’na gönderdiği özel mesajı gemi ile birlikte Türkiye’ye gelen Büyükelçi A.W. Weddel, Ankara’da şöyle açıklamıştı: “Missouri ile Türkiye’ye memleketlerimiz arasındaki büyük dostluğu sembolize etmek üzere geldik.” 
Bu mesaja karşı İnönü “Amerikan donanmasına mensup gemiler, bize ne kadar yakın bulunursa o kadar iyi olur” diyerek Türkiye için yeni bir dönemi başlatmıştır.
5 Nisan 1946’dan 2 yıl 2 ay 2 gün geriye gittiğimizde, Yalnızlığın; İngiliz Hava Mareşali Linnell başkanlığındaki bir İngiliz heyetinin heyetin 1 Ocak 1944 gününden beri Türkiye Genelkurmay Başkanı ile sürdürdüğü görüşmelerde sonuç alamadığı için 3 Şubat günü veda bile etmeden çekip gittiği gün başladığını görüyoruz. Görüşmeler; 4 - 7 Aralık 1943 günleri Kahire’de toplanan konferansta Churchill’in İnönü’ye “15 Şubat 1944’e kadar savaşa girmezsen…” diye tehditler içeren dayatmasına karşılık İnönü’nün, asgari askeri ihtiyaç malzemesi verilmedikçe Türkiye’nin savaşa girmeyeceğini açıklaması ve 12 Aralık 1943 günü bu asgari askeri malzeme listesinin İngiltere’nin Ankara Büyükelçisine gönderilmesi nedeniyle başlamıştı. İngilizler bu listedeki özellikle 500 ağır tank ile 216 Spitfire avcı uçakları yerine 110 ağır tank ve sıfır uçak teklif ettikleri için anlaşma mümkün olmamış ve bu nedenle Türkiye 2. Dünya Savaşına katılmamıştı.  Bunun üzerine Churchill müttefiki Türkiye’yi kuzey komşusunun önce gizli daha sonra aleni taleplerine karşı yapayalnız bırakmıştı.
Türkiye’nin 3.2.1944 ile 5.4.1946 arasında yaşadığı kabus 2 yıl 2 Ay 2 Gün sürmüştü.
Türkiye için 5 Nisan 1946 günü başlayan Soğuk Savaş sürecinde; Türkiye’nin, 18 Şubat 1952 günü TBMM’nin ittifakla aldığı bir karar ile kesinleşen NATO üyeliği ile 2. Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan iki kutuplu dünyada Batı demokrasileri yanında yer alması ile yeni     dönem başlamıştı.
Bu sürecin önemli kilometre taşları ABD ile Truman Doktrini kapsamında 12 Temmuz 1947 tarihinde Askeri Yardım Antlaşması, Marshall Planı kapsamında 4 Temmuz 1948 tarihinde Ekonomik İşbirliği Antlaşmaları ve nihayet 1 Şubat 1952 günü kesinleşen NATO üyeliğidir. Bunların tümünde ülkede 1945 yılında başlayan çok partili yeni siyasi dönemde ısrarla sürdürülen MİLL DIŞ POLİTİKA vardı.
2016 yılında Türkiye’de, bir yanda YALNIZLIK öte yanda PKK ve IŞİD terör olayları yaşanırken var olmayan Milli Dış Politika var olan ise her konuda bölünmüşlüktür. “Önüne yatmak” deyiminin yorumlarında bile ikiye bölünmüştür 80 milyonluk Türk Milleti. Türkiye’yi bu duruma getirenler, 1944’ten farklı olarak, kendi içimizdedir. Ne kadar övünseler ya da dövünseler azdır. (Ankara: 11 Nisan 2016-ANAYURT Gazetesi) 

9 Nisan 2016 Cumartesi

TÜRK MİLLETİ "MERKEZ SAĞI" ARIYOR_Mehmet Arif DEMİRER

TÜRK MİLLETİ “MERKEZ SAĞ”I ARIYOR
Mehmet Arif DEMİRER
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan ilk parti Demokrat Parti değildir. İlk parti, Nuri Demirağ’ın 24.7.1945 tarihinde kurduğu Milli Kalkınma Partisi idi. Destek görmedi. DP, altı ay sonra, 7 .1.1946’da Bayar – Menderes – Koraltan ve 1957 yılında istifa, 27 Mayıs’tan sonra iftira eden Fuat Köprülü tarafından kurulmuş ve gerek köylerde gerekse kentlerde büyük destek bularak 14 Mayıs 1950 günü, ilk kez ‘Gizli Oy – Açık Sayım’ yöntemi ile yapılan genel seçimlerde CHP’nin getirdiği çoğunluk sistemine dayalı seçim kanununa göre CHP’nin 69 milletvekiline karşı 415 milletvekili ile tek başına iktidara gelmişti.
***
7 Ocak 1960 tarihli ZAFER Gazetesi’nin manşeti: ‘15'inci Yıl’ idi. Parti on beşinci yaşına girmiş ama tamamlayamadan, parti üyesi bir avukatın açtığı dava sonunda, 29 Eylül 1960 tarihinde mahkeme kararı ile fesih edilmişti. 7 Ocak ile 29 Eylül 1960 arasında Türkiye ilk kez askeri bir darbe ile tanışmıştı: 27 Mayıs1960, Darbelerin Dedesi!

2014 yılının ilk beş gününde internette deli danalar gibi dolaşan bir DP Kronolojisi’ni en az on değişik kişinin gönderdiği epostaların ekinde aldım. Berker Ertuna adında (var olup olmadığını öğrenemediğim) bir kişinin imzasını taşıyor. Dağıtımı ise İşçi Partisi üyesi Ali   Serdar Bolat adında bir kişi yapıyor. Kendisine bir öneride bulundum: “Gel; sağa sola gönderdiğin şu % 95 oranında yanlış-çarpıtılmış kronolojideki hataları, düzeltelim ki, genç kuşaklar Merkez Sağın çınar ağacı olan Demokrat Parti gerçeğini doğru dürüst öğrensinler.” Cevap vermedi. DP karşıtı DP Kronolojisinin dağıtımı ise son sürat devam ediyor, internet sayesinde. Çamur atmak bedava, Türkiye’de. Temizlemek ise adeta imkansız.
TC siyasi tarihinde en yüksek oyu (1954’de % 58.4) alan, on yıl iktidarda kalan ve AKP’nin Gezi olaylarından beri içinde bulunduğu duruma 28 Nisan 1960 tarihinde Orhan Birgit ve Suphi Baykam gibi CHP kurmaylarının başlattıkları (yayımlanan söyleşilerde açıkça itiraf ettiler) öğrenci olayları ile sürüklenerek kararı bir yıldan daha uzun bir süre önce verilen askeri darbe ile devrilen DP, halkın desteğini 2000’li yıllara kadar hiç kaybetmedi. Bu nedenle daha Yassıada yargılamaları devam ederken kurulan Adalet Partisi ile 12 Eylül’den sonra kurulan ANAP ve DYP gibi üç DP mirasçısı parti, hep ya tek başına ya da koalisyon ortağı olarak iktidar oldular, Türk Milleti’nin hizmetinde çalıştılar. 
Yeni yüzyılda Merkez Sağ’ın bu çınar ağacı kurudu. 12 Eylül Darbesi ile gelen bölünme (ANAP ve DYP olarak), Özal ve Demirel’in partilerini bırakarak peş peşe Çankaya’ya çıkmaları, onlardan sonra her iki partinin de başına geçen yeteneksiz genel başkanların “Küçük olsun benim olsun” yaklaşımları ve yanlış ortaklarla kurulan koalisyonlar, 2002 seçimlerinde çok şeyler vaat eden on bir yıl sonra içinin siyaseten boş ve loş olduğu açıkça ortaya çıkan AKP’yi tek başına iktidara getirdi. Bu, DP geleneğinin sonunun başlangıcı oldu. Cenaze ise 2011 seçimlerinden sonra kaldırıldı. Merkez Sağ ortadan kayboldu.
2014 yılında Türk Milleti Merkez Sağı ‘Acil Kan Aranıyor’ anonsu ile arıyor. On bir yıl süre ile devleti yönettiğini hayal eden AKP Genel Başkanı “Operasyonun olumlu bir yönü varsa, o da devlete sızmış, paralel devlet olma heveslisi bir örgütün, neler yapabileceğinin millet tarafından açıkça görülmesi oldu” diyor. Daha birkaç hafta önce bu örgüt hakkında “Ne istedilerse vermedik mi?” diye soruyordu. Demek ki sızma son birkaç haftada oluvermiş?
Yassıada’daki yüzkarası 6/7 Eylül Olayları Davası’nın Anayasa Mahkemesi’nde yeniden yargılanmasını 1996 yılında Anayasa Mahkemesi’ne verdiğimiz bir dilekçe ile sağlamıştım. Yeniden yargılama kararını Yargı vermişti. Bugün her konuda olduğu gibi bu karar için de AKP Genel Başkanı’na gidiliyor, kararı ve uygulama talimatını o veriyor. Kime? Yargı’ya !
AKP yerel seçimlerde; İstanbul, Ankara ve İzmir’i kaybederek halkın demokratik darbesi  ile  yıkılırsa, Merkez Sağ’da yeni bir DP (Genel Başkanı basında bir tek Yeni Asya’da yer alan DP değil) oluşumu beklenebilir. 7 Ocak 1946 gününü buruk duygularla hatırlıyorum.