Mehmet Arif Demirer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Arif Demirer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2017 Salı

“HAYIR” ATATÜRK’e SAYGILI CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR “HAYIR” DİYORLAR Mehmet Arif DEMİRER ANAYURT Gazetesi, 07 Nisan 2017

“HAYIR”
ATATÜRK’e SAYGILI CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR “HAYIR” DİYORLAR
Mehmet Arif DEMİRER
ANAYURT Gazetesi, 07 Nisan 2017
Türkiye’de yalnız demokrat olmak yeterli değil. Yalnız Cumhuriyetçi olmak da yeterli değil. Çünkü arkamızda Anadolu topraklarında yaşayan Türk insanını özellikle 19 uncu yüzyılın tamamında ve 20 inci yüzyılın başlarında perişan etmiş bir Osmanlı deneyimi var.
Nedense bugün Tek Adam’a yönelik anayasa değişiklik paketine EVET demeye hazırlananların çoğu aynı zamanda o Osmanlı’nın özlemi içindeler. Tabii bu Osmanlıcı EVETçiler aynı zamanda safkan ATATÜRK karşıtları.
İşte bu referandumda bu sayfalardaki HAYIR diyenler Cumhuriyetçi Demokratlar. ATATÜRK’e saygılılar, Cumhuriyet’in temel ilkeleri ile barışıklar, Milli İradenin milletin gücünden doğduğunu biliyorlar. Onun için de sınırsız demokratlar.
“HAYIR” derken EVET’in neler getireceğini ve de getirmeyeceğini çok iyi biliyorlar:
2019 seçimine (ya da ilk milletvekili seçimine) kadar seçim ve siyasi partiler yasası değişmeyecek.
Baraj Evren’in koyduğu yüzde on olarak kalacak.
Kolunu kanadını kendi kendine PKK için kıran HDP barajın altında kalacak.
AKP Meclis’te en büyük parti olacak.
AKP’li Cumhurbaşkanı adayı seçilecek.
AKP milletvekilleri on beş yıldır olduğu gibi halkın seçeceği AKP’li Cumhurbaşkanı ne isterse en ufak bir itiraz olmaksızın yapacaklar.
AKP’li Cumhurbaşkanı bakanları ve yardımcılarını dilediği gibi atayacak, istediği zaman görevden alacak. Bu konuda hiç kimseye hesap vermek zorunda değil.
AKP’li Cumhurbaşkanı’nın atadığı bakanları denetlemek için yeni anayasadaki 300, 360 ve 400 gibi sayılar hiçbir zaman oluşmayacağı için kağıt üzerinde var gibi görünen denetim mekanizması asla işlemeyecek.
AKP’li Cumhurbaşkanı istediği zaman çok çeşitli konularda Kanun Hükmünde Kararname çıkaracak. Bunları iptal edecek herhangi bir kanun Meclis’ten zinhar çıkmayacak.
AKP’li Cumhurbaşkanı yüksek yargıya dilediği kişileri atayacak/atanmasını sağlayacak.
Böylelikle AKP’li Cumhurbaşkanı yürütmenin Tek Adamı, AKP milletvekillerinin tamamının, eksiksiz olarak, desteği ile yasamanın da Tek Adamı olurken, atadığı yargıçlar ile yüksek yargıyı da denetiminde tutacak.
Menderes’in çok yanlış yorumlanmış bir sözü vardır. 29 Kasım 1955 gecesi haklarında yolsuzluk söylentileri bulunan DP’li üç bakanı istifaya zorladıktan sonra hükümetin tüm bakanlarını da istifa ettiren Demokrat Parti Grubuna söylemişti: “Siz o kadar güçlüsünüz ki, isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz.”
Bu söz, 537 milletvekili olan TBMM’nin mutlak çoğunluğunu (toplam milletvekili sayısının % 90’ını)  oluşturan, 489 üyesi bulunan, ünlü DP Grubuna söylenmişti. Güç ölçüsünün tanımı idi. EVET çıkarsa o güç, gerçekleşmesi imkansız olan Hilafeti dahi geri getirebilecek güç, bu Anayasa değişiklik paketi ile 2019 seçimi sonunda gümüş değil altın tepsi üzerinde tek bir kişiye, AKP’li Cumhurbaşkanına, teslim edilmiş olacak.
Oysa bakınız bu konuda Gazi Mustafa Kemal 19 Ocak 1923 günü İzmit’te halk ile konuşurken neler söylemiş:
***
“…yakında çıkmış bir kitap gördüm. Bu kitaba vaz’ı imza edenin Hoca Efendilerden biri olduğunu anladım. O diyor ki, ‘Meclis Halifenindir.’
“EFENDİLER, BU KADAR SAKAT MANASIZ BİR ŞEY OLAMAZ. BU; DÜNYADA BENLİĞİNİ, İNSANLIĞINI VE HAKİMİYET-İ MİLLİYESİNİ ANLAMIŞ BİR HEYET-İ İÇTİMAİYENİN HİÇBİR VAKİT KABUL EDEMEYECEĞİ BİR SAFSATADIR.   
“Meclis Halifenin değildir ve olamaz.
“Meclis yalnız milletindir. Ve ancak milletin vekillerinden mürekkeptir. Milletin verdiği salahiyet ve vezaifi ifa eden zevattan ibarettir. Binaenaleyh yalnız ve yalnız milletindir ve Meclis ancak milletin emrine mutavaat etmek mecburiyetindedir…
“O kitabı yazan Hoca Efendinin vezaif-i Hilafeti tetkik ve ifade etmek için karıştırdığı kitaplar Yezid zamanında yazılmış olan kitaplardır. O Yezid ki, Halife unvanı ile dünyanın en zalim ve müstebit hükümdarıydı. Binaenaleyh o kitaplarda vezaif-i Hilafet olarak yazılmış olan şeyler Yezid’in vezaif-i saltanat-ı müstebiddanesidir.”       
***
İşte Gazi Mustafa Kemal’in 1923 yılında 8 milyonluk Türkiye için ret ettiği bir rejimi bu anayasa değişikliği ile 80 milyonluk Türkiye için getirmiş olacağız, eğer EVET dersek. 
İşte ATATÜRK’e saygılı olan bizler, İkinci ve Üçüncü Cumhurbaşkanlarımızın torunu ile kızı, TBMM eski Başkanı, Türkiye Barolar Birliği Başkanı, ilk AKP hükümetinin Başbakan Yardımcısı ve ben 2019 seçiminde oluşacak bu Tek Adam Rejimini son derece tehlikeli gördüğümüz için, ATATÜRK’ün Cumhuriyet Devrimlerine sımsıkı bağlı olduğumuz için, Demokrat olduğumuz için, 16 Nisan’da HAYIR diyeceğiz. 

27 Eylül 2016 Salı

İMAM HATİP MEZUNLARI İLE İLK KEZ İSTİHKAM OKULUNDA TANIŞMIŞTIM

İMAM HATİP MEZUNLARI İLE İLK KEZ İSTİHKAM OKULUNDA TANIŞMIŞTIM
Mehmet Arif Demirer
1964 Yılı Ekim ayında yedi yıllık ayrılıktan sonra cebimde iki Cambridge mühendislik diploması, arkamda bir Afrika otostop seyahati (1960 yazında 12 700 km Cape Town – Kahire arasında) ve bir yıl süren başkanı olduğum bir tetkik gezisi (Cambridge Afro- Asian Expedition, 1961 – 1962, 44 500 km) olmak üzere yedek subaylığa yönelik temel eğitim almak üzere İstihkam Okuluna teslim olmuştum. Kırkar kişilik üç takım idik. Üçüncü takımda yedi İmam Hatip Mezunu arkadaş vardı. Birkaç gün geç gelmişler ve kendi aralında adeta dışa kapalı bir grup oluşturmuşlardı. Kendileri dışında bizlerle pek konuşmazlardı.
Çok farklı bir eğitim aldıkları ve çok farklı kişiler olduklarını anlamıştık. Altı ay boyunca hiçbiri ile bir arkadaşlık kuramadık. Hiçbir spor faaliyetine ve özellikle benim sorumlusu olduğum Moral Gecesi çalışmalarına katılmadıklarını çok iyi hatırlıyorum.
25 Eylül 2016 tarihli BİRGÜN gazetesinde manşet üstünden verilen bir haber vardı: “Halk İmam Hatiplere direniyor”
Gazetenin asıl manşeti ise şöyle: “Laikliği Kazanacağız” Polis bir takım olaylara karışan ve laiklik için bildiri dağıtan 20 Haziran Hareketi üyesini gözaltına almış.
15 Temmuz’da darbeci tanklara karşı birleşen halk yine ayrışıyor mu, diye endişelendim.
En yakın mesai arkadaşım İmam Hatip Okulu mezunu. O bana İslam hakkında çok şey öğretti ben de ona Demokrat Parti yanı sıra ATATÜRK’ü tanıttım ve ATATÜRK adını kullanmasını (yalnız Mustafa Kemal yerine) telkin ettim.
Şu sözlerini hiç unutmam: “Sizinle tanışmadan önce ATATÜRK’ü alkolik ve eşcinsel diye tanıtmışlardı bizlere.” İmam Hatip Okullarında verilen eğitimin sonucu mu acaba?
İmam Hatip Okullarını Demokrat Parti Hükümetleri kurdu. 1951 – 1959 yılları arasında 19 okul açılmıştı. İlk mezunlarını İstihkam Okulunda görmüştüm, uzaktan ! Kendi dünyalarında yaşayan kesinlikle saldırgan olmayan kişilerdi. 2016 yılında halk İmam Hatiplilere direniyorsa bunun nedeni, mezunlarının toplumda ayrışım (ikilik) oluşturuyor olmaları.
Laikliğe gelince… Gazetenin manşetindeki sözcüğü yadırgıyorum. Neden ve kimlerden kazanacağız laikliği?
Din ve devlet işlerinin ayrılması, devlet dahil hiçbir kuruluş ya da kişinin başkasının dini inançlarına karışmaması anlamına gelen laikliği 2016 yılında kazanmak zorunda olmamalıyız.
Laiklik günlük yaşamın doğal bir unsuru olmalı ve öyle kabul edilmeli. Dolayısı ile vatandaşlara dini bir takım uygulamalar dayatılmamalı, Said Nursi’nin 1922 yılında Ankara’ya geldiğinde milletvekillerinin hepsinin namaz kılmadığını gördüğü zaman yaptığı gibi. Nursi, “Namaz kılmayan haindir” diye tutturmuştu. Bu gibi çağdışı beyanları hoşgörü ile karşılamamalı, izin vermemeliyiz.
Son yıllarda Yurtta Sulh – Cihanda Sulh ilkesinden çok uzaklaştık. Bunun çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Yurtta sulh olmadan Cihanda Sulha da soyunamayız.
İşte bütün bu nedenlerle bölünmemeye özen göstermeli, İmam Hatiplileri de laik ilkelere inanan vatandaşlarımıza da eşit uzaklıkta (ama olabildiğince yakın) durmalıyız.
Öyle bir coğrafyada, bizi sevmeyen o kadar çok sayıda komşuların (uzak komşular dahil) arasında yaşıyoruz ki, hiç bölünmeden devamlı bir milli final maçı heyecanı ile yaşamalıyız.
Bölünmüş bir Türkiye’yi yaşatmazlar, daha da fazla bölerler, çünkü Sevres’i hiç unutamadılar. Bu gerçeği unutmak ya da küçümsemek lüksüne sahip değiliz.        

28 Haziran 2016 Salı

Elif Doğan Şentürk İle Yaşama Dair-25 Aralık 2015-Mehmet Arif Demirer İs...

Mehmet Arif Demirer (kanal-B) 2. DÜNYA SAVAŞI VE İSMET İNÖNÜ

MEHMET ARİF DEMİRER 2. BÖLÜM (19.03.2015 GAZİ ÜNİVERSİTESİ, TÜRK DIŞ POL...

MEHMET ARİF DEMİRER: (A HABER) TÜRKEŞ BABAMA 60 DARBESİ NEDENİYLE "YANLI...

27 Haziran 2016 Pazartesi

MEHMET ARİF DEMİRER ::: "2 HAZİRAN 2016 GÜNÜ ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARINI İÇEREN ÖNERGEYİ KABUL EDEN SAYIN BUNDESTAG ÜYELERİNE AÇIK MEKTUP"

2 HAZİRAN 2016 GÜNÜ ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARINI İÇEREN ÖNERGEYİ KABUL EDEN SAYIN BUNDESTAG ÜYELERİNE
AÇIK MEKTUP
Mehmet Arif DEMİRER
Mehmet Arif DEMİRER
Hayatta ilk ücretli işim 1958 yılında, 18 yaşımda, Cambridge Üniversitesi’nde mühendislik öğrenimime başlamadan hemen önce, ‘Praktikant’ olarak Essen şehrinde Krupp şirketi ile idi.
Haziran ayında Essen’e gelen üst düzey bir Türk bürokratın eşine refakatçi mütercim olarak yardımcı olmuş, bu sayede hem Villa Hügel’deki yemeklere katılmış hem de Alfried Krupp von Bohlen und Halbach ile tanışmıştım. (Fotoğrafta beyaz ceketli genç adam, bugün76 !)
Eylül ayında Türkiye Büyükelçisi İksel’in Rolandseck’teki rezidansında bir resepsiyonda Başbakan Adenauer’ı gördüğüm için de kendimi çok mutlu hissettiğimi hatırlıyorum.
Beş yıl sonra, Dipl. Ing. olarak yine ilk görevim Münih’te Siemens A. G. şirketi ile idi.
Yıllar sonra yirmi yıl, 1975 – 1995, Avusturya’nın Steyr Daimler Puch A. G.’nin traktör konusunda Türkiye temsilciliğini yaparken ülkenizi sık sık ziyaret ettim.
Kısaca ülkenizi, Alman insanını, kültürünüzü ve tarihinizi İYİ bilen bir kişiyim.
Gençliğimin hobby’si 2. Dünya Savaşı idi. 2014 yılından beri bu konu üzerinde çalışıyorum, kitaplarım yayımlanıyor ve üniversitelerde konferanslar veriyorum. Bu bağlamda da NAZİ’leri ve faaliyetlerini yakinen incelemek fırsatım oldu.
Son olarak, ülkenizi 5 yıl Türkiye’de onurla ve başarı ile temsil eden von Papen’i ellili yıllarda tanımak bahtiyarlığına da erişmiş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.
Sayın Üyeler, 2 Haziran 2016 tarihli kararınızı okudum, Almanca, İngilizce ve Türkçe olarak. Bir de şerefli bir subayınız olan Fritz Carl Endres’in 1916 yılında Münih’te yayımlanmış die Türkei başlıklı kitabını okudum, hem de birkaç kez ve çok dikkatli olarak.
Kararınıza göre Osmanlı Devleti yetkilileri “1915 – 1916 döneminde” (Dönemi 24.4.1915 – 31.12. 1916 tarihleri arasında 20 ay olarak kabul ediyorum) “bir milyonu aşkın” Ermeni’ye soykırım uygulayarak öldürtmüş. Bunu da 1 milyon diye kabul ediyorum. Soykırım sonucu hayatını kaybeden Ermenilerin sayısı ayda 50 000 olarak hesaplanıyor. (devamı yarın)
Sizler; soykırım nedir, soykırım uygulamasında çok sayıda insan (Polonya’da 3 milyon kişi; tarihi bir dünya rekorudur) nasıl öldürülür sorusunun cevabını dünyada en iyi bilen kişilersiniz. Unutmuş olamazsınız. Çünkü, Almanlar, bu konuda, bir daha benzerinin yaşanmayacağını umduğum bir deneyim sahibi olmuşlar ve özellikle kitlesel insan öldürme konusunda uzmanlaşmışlardı.
Şimdi, şöyle bir hesap yapıyor ve işin içinden çıkamıyorum:
Polonya’da 5 yılda (1940 -1944) ve 2. Dünya Savaşı’nın insan öldürmek konusunda en son teknolojilerini kullanarak, 1915 yılı Anadolu’nun fiziksel koşulları ile kıyaslanamayacak ölçüde daha geniş teknik donanıma sahip iken, ayda yine (tesadüfe bakınız !) 50 000 Yahudi öldürülebilmiş. Üstelik NAZİlerin ırkçılığa dayalı bir ulusal genosit politikası ilan edilmiş olmasına rağmen Hitlerin güçlü Reich’ı ayda 50 bin kişi öldürebilmiş. .
1915 yılında, Almanya’nın müttefiki olarak, Karadeniz’e geçip Almanya’nın en büyük düşmanı olan Rusya’ya yardım götürmek isteyen İngiliz ve Fransız donanmalarını ölmek pahasına (kendi subaylarınız o olayın canlı tanıklarıdırlar) Çanakkale’den öteye geçirmemek için 150 bin askerini Gelibolu yarımadasına hapsetmiş Osmanlı, hangi teknoloji ile, doğru dürüst yolu bile bulunmayan doğu ve güneydoğu Anadolu coğrafyasında, hangi silah ve askerlerle ayda 50 bin Ermeni’yi katletmiş olabilir?
Bakınız Alman subayı Binbaşı Fritz Carl Endres 1915 yılında İmparatorluktaki toplam 1.3 milyon Ermeni hakkında neler yazmış:
 “Bütün Türkiye’de Ermeniler de benzer (Rumlarla kıyaslıyor) bir rol oynarlar. Ari ırktan eski bir kültür halkı olan Ermeniler, Küçük Asya’nın doğusunda yerleşmişlerdir. Fakat Ari ırkının tüm özelliklerini, hep tipoloji olarak hem de tavır ve davranış olarak kaybetmişlerdir… Komşuları göçer Kürtlerle bitmek bilmez anlaşmazlıkları ve Anadolu’ya yönelik sinsi İngiliz siyasetindeki rolleri yüzünden giderek artan biçimde bugünkü Türk devlet yapısının esas gündemini teşkil ediyorlar… Ermeni sorununun makul bir biçimde çözülmesi, onların milli bir devlet düşüncesinin gerçekleştirilmesinde gönüllü beraberliğinin sağlanmasında yatıyor. Böylesi bir çözüm yolu, söz konusu devlet düşüncesi için büyük bir avantaj da olabilecektir.
“Nüfusları bir milyondan daha fazla olan Kürtler de, genel olarak Ermenilerin güneyindeyaşarlar… geri kültür seviyesindevahşi ve gaddardırlar…”
Endres, Osmanlı imparatorluğunda Ermeni ve Kürt toplam nüfusunu 2 357 bin olarak vermiş. Kürtleri 1 milyon 57 bin olarak kabul edersek geriye 1 milyon 300 bin toplam Ermeni nüfusu çıkıyor. Ayrıca İstanbul şehrinde 180 bin Ermeni yaşıyormuş. Kimse kılına dokunmamış.  
Bunu yazan ve 1916 yılında Bavyera Prensine ithaf ederek yayımlayan, bir Alman kurmay subay, 3 yıl (1912 – 1915) Osmanlı ordusunda görev yapmış.
Tehcir kararı nedeni ile Kuzeydoğu ve Doğu Anadolu’dan Suriye’ye doğru ilerlerken, tüm askerleri Çanakkale dışında Irak, Filistin ve Romanya cephelerinde konuşlandığı için Anadolu’yu boş, askersiz, bırakmak zorunda kalan Osmanlı ordusunun bu durumu sonucu, meydanı boş bulan ‘vahşi ve gaddar Kürtler’, Ermenilerle bitmek bilmez anlaşmazlıklarına yenik düşerek, öyle ayda 50 bin değil ama, örneğin, beş bin Ermeni öldürmüş olamaz mı?
Sayın Üyeler, bu sorular benim kafamı karıştırdı: Yüksek Nazi Teknolojisi ile derli toplu Polonya’da, ilan edilmiş ulusal soykırım politikası kapsamında,  ayda ancak 50 bin Polonyalı Yahudi. Buna karşı askersiz-silahsız ve motivasyonsuz Anadolu’da ayda elli bin Ermeni?
 Pek inandırıcı gelmiyor. Adam gibi bilimsel bir araştırma yapmadan, dedikodulara (Morgenthau – Johann Lepsius kaynaklı) dayalı bir Bundestag Kararı’nı 2016 yılı Almanya’sına, saygın devlet adamı Adenauer’in torunları sizlere, yakıştıramadım.
EİN OFFENER BRIEF AN DIE BUNDESTAGSMITGLIEDER, DIE AM 2 JUNI 2016, DIE BEHAUPTUNG ÜBER DEN VÖLKERMOND AN DEN ARMENIERN AKZPETIERTEN.
Mein erster bezahlte Job im Leben hatte ich 1958, als ich 18 Jahre alt war als Praktikant bei der Firma Krupp in Essen.  Das war kurz vor dem Beginn meiner Ingenieurausbilding  an der Universität Cambridge.
Während dessen begleitete ich die Frau eines hochränkigen Beamten aus der Türkei als Dolmetscher in Essen im Juni und so nahm an einigen Abendessen in der Villa Hügel teil und lernte Alfried Krupp von Bohlen und Halbach kennen. (Der junge Mann in weißer Jacke auf dem Foto, ist heute 76!)
Ich habe auch in Erinnerung, wie glücklich ich mich fühlte, im September den Kanzler Adenauer bei einem Empfang des türkischen Botschafter Iksel (mein Onkel) an der Residenz in Rolandseck gesehen zu haben.
Fünf Jahre später, mein erster Job als Dipl. Ing war wieder in Deutschland, bei Siemens A.G. in München.  Viele Jahre später, als ich zwischen 1975-1995 bei der Firma Steyr Daimler Puch A.G. in Österreich arbeitete, besuchte ich Deutschland wieder regelmäßig.
Noch als letztes bin ich ein Staatsbürger der türkischen Republik, der das Glück hatte, in den fünfziger Jahren, Herrn von Papen kennenzulernen, der Deutschland 5 Jahre lang in der Türkei mit Erde und Erfolg vertreten hat.
In Kürze, kenne ich mich mit Ihrem Land, Ihrer Mentalität, Ihrer Kultur und Geschichte gut aus.
Der zweite Weltkrieg war meine Jugendhobby und seit 2014 arbeite ich wieder an diesem Thema.  Ich veröffentliche Bücher und gebe Vorträge an Universitäten. In diesem Zusammenhang hatte ich die Gelegenheit, die NAZIS und ihre Aktivitäten genau zu untersuchen.
Geehrte Bundestagsmitglieder, ich las Ihr Urteil vom 2 Juni 2016 in Deutsch, Englisch und Türkisch. Ich las auch ein paar Mal und sehr vorsichtig das Buch vom ihren ehrenvollen  Offizier Franz Carl Endres, das 1916 in München ein wichtiges Buch mit dem Titel “die Türkei” veröffentlicht wurde. 
Laut Ihrem Entschluss, ermorderten die Beamten des Osmanischen Reiches während "1915 - 1916 Periode" (diese Periode berechne ich als 20 Monate zwischen 24.04.1915 - 31.12.1916) "über eine Million" von Armeniern durch Völkermord. Dies berechne ich als 1 Million. Die Zahl der Armenier, die während des Völkermordes ihr Leben verloren, wird monatlich auf 50.000 geschätzt.
Sie wissen am besten in der Welt, was Völkermord ist, wie zahlreiche Menschen durch Völkermord getötet werden, (3 Millionen Menschen in Polen ist eine historische Weltrekord).  Sie können es nicht vergessen haben.  Da Deutschland in diesem Bereich eine Erfahrung gewonnen hat, die hoffentlich nie mehr in ähnlicher Weise erlebt werden wird und die Deutschen insbesondere auf Massenmord sehr viel gelernt haben.
Ich versuche es zu verstehen, komme aber nicht klar.
In Polen in 5 Jahren (1940 -1944) und sogar durch den Einsatz neuester Technologien des Zweiten Weltkriegs in Bezug auf Tötens, wo die technische Ausstattung viel umfangreicher war als die anatolischen Bedingungen 1915, betrug die Anzahl der ermorderten monatlich 50.000 Juden. Trotz der Verkündung einer Nationalpolitik von NAZIS, die sich auf Rassismus beruhte, konnte das mächtige Reich von Hitler 50.000 Menschen im Monat töten.
1915, als Verbündeter von Deutschland, stationierten die Osmanen 150 000 Soldaten an Gallipoli, um die britischen und französischen Flotten davon zu verhindern, durch das Schwarze Meer nach Russland, dem größten Feind Deutschlands, Unterstützung zu bringen.  (Ihre deutsche  Offiziere sind die  lebenden Zeugen dieser Ereignisse).  Wenn dies der Fall ist, wie konnten die Osmanen die Ausstattung, Waffen und Soldaten zur Verfügung haben, um 50.000 Armenier monatlich in den tiefsten Ost- und Südostanatolien zu töten?
Hier ist ein Ausschnitt von dem, was der deutsche Offizier, Major Franz Carl Endres, 1915, über 1.5 Millionen Armenier im osmanischen Reich schrieb:
"In der ganzen Türkei, spielen die Armeniern, wie die Griechen eine ähnliche Rolle. Armenier, ein altes Volk der arischen Kultur, sind in der östlichen Kleinasien angesiedelt .  Aber sie verloren die Merkmale der arischen Rasse, bezüglich Typologien, sowie Einstellungen und Verhaltensweisen. Wegen ihrer endlosen Streitigkeiten mit ihren wandernden kurdischen Nachbarn und ihrer Mitwirkung bei der heimtückischen Politik von Groß Britanien gegenüber Anatolien, repräsentierien die Armenier zunehmend den wichtigsten Punkt der Tagesordnung des derzeitigen türkischen Staates.  Eine vernüftige Lösung des Armeniern Problem liegt in freiwilliger Zusammenarbeit von Armeniern um Bildung eines nationalen Staates. Eine solche Lösung würde auch ein großer Vorteil für den sogenannten Staat.”
“Die Kurden mit ihrer mehr als eine Million Bevölkerung, leben im Allgemeinen südlich von Armeniern  ... kulturell sind sie weniger entwickelt, sie sind wild und grausam ..."
Endres hat die Gesamtbevölkerung der Armeniern und Kurden im Osmanischen Reich als      2 357 000 angegeben.  Wenn wir die Kurden als 1 057 000 annehmen, wird die Bevölkerung von Armeniern 1 300 000 betragen.  Ausserdem lebten 180 000 Armenier in Istanbul, wo sie nicht belastet wurden.
Dies wurde von einem deutschen Stabsoffiziere geschrieben und 1916 mit der Widmung an den bayrischen Prinzen veröffentlicht. Dieser Offizier diente 3 Jahre (1912-1915) in der osmanischen Armee.
Um die Deportationentscheidung zu folgen, wanderten die Armenier vom Nordosten- und Ostanatolien nach Syrien. Währenddessen waren die osmanischen Soldaten entweder in Çanakkale, oder in Irak, Palästina und Rumänien stationiert.  Anatolien war leer, unbewachnet und ohne Soldaten.  Kann es sein, dass die “wilden und grausamen” Kurden die Situation ausnützen wollten und ihre endlosen Streitigkeiten mit Armeniern zu erliegen vielleicht nicht 50.000 aber 5.000 Armeniern monatlich ermorderten?
Geehrte Mitglieder, diese Fragen haben mich verwirrt: Mit Hilfe von neueren Ausrüstung der NAZI Zeit, in moderneren Polen, unter der Verkündung einer Nationalpolitik für Völkermord betrug die Anzahl der toten polnischen Juden monatlich 50 000.  Wie kann im Gegensatz in Anatolien die Anzahl der toten Armeniern das gleiche sein, ohne Waffen, Soldaten und Motivation?

Ist es nicht plausibel. Im Jahre 2016 sollte eine Entscheidung des Bundestages sich auf wissenschaftlichen Forschungen beruhten, nicht auf Gerüchte (Morgenthau - Johann Lepsius Herkunft).  Als Enkelkinder des angesehenen Staatsmann Adenauers sollten Sie besser recherchieren.
***
1981 YILINDA ADALET GAZETESİNDE YAYIMLANAN BİR YAZI
Mehmet Arif DEMİRER
1974 – 1982 yılları arasında ADALET Gazetesinde BİZ BİZE BENZERİZ başlıklı köşemde yazılar yazmıştım. Bir yazımın başlığını hatırladım: Türk Tarih Kurumu'na düşen Görev. Yazıda bakınız neler önermişim:
“Türk Tarih Kurumu'nu tarihi araştırmalar yapmak üzere Atatürk kurmuştur. 1981 yılı Atatürk Yılı'dır. Bu yıla aynı zamanda 'Ermeni Teröristlerinin Yılı' da demek mümkündür. Çoğu Beyrut doğumlu, tarihi geçerliğini araştırmak gereğini duymayan, 25 yaşlarında Ermeni teröristler 1981 yılında artan bir şekilde Türk diplomatlarına karşı eylemler tertiplemişler bilmedikleri olayların intikamını almak hevesi ile kan kusmuşlardır. Bu eylemlerin gerisinde kimler vardır? Eylemleri kim finanse etmektedir? Dahası Ermeniler “intikam alıyoruz” derken neyin ve kimin intikamını almaktadırlar?
“1981 yılında Ermeniler, bilinmeyen kaynakların da desteği ile günden güne yeşererek Türk diplomatlarını hedef almaya devam etmektedir.
“1981 Atatürk yılında, tarihi gerçeklerin su yüzüne çıkmasından yana olduğu için Türk Tarihi Kurumu’nu kuran Büyük Atatürk’ün de samimi bir arzusu olacağından hiç şüphe etmediğimiz, bir görev düşmektedir; Türk Tarih Kurumu’na: Ermeni olaylarının tarihi gerçeğini uluslararası bir düzeyde ele alarak ortaya çıkarmak ve yapılacak tüm araştırmaları büyük bir tarafsızlık ve bilimsellik içinde yaparak dünya kamuoyuna arz etmek. Bu amaçla çeşitli uluslararası bilim adamlarını (varsa Ermenileri de) tebliğ vermek üzere davet etmek ve en az iki yabancı dilde yayın yapmak…
“Konu ile o tarihte ne Türk Tarih Kurumu ne de başka bir yetkili ilgilendi. Bizler de takipçisi olmadık.” Bu yazının son cümlesinin tarihi 2000 yılı. ADALET’teki köşe yazısını Demokrat Türkiye Dergisine taşımışım, 2000 yılında. 1981 yılında ben de çoğu yazarlarımız gibi  BEN yerine BİZ diye yazardım !
Türk Tarih Kurumu Ermeni sorunu ile ilgili çok kitap vd. yayımladı ama İngilizce yayın ben görmedim. Daha çok çeviriler ve Türk yazarlarının Türkçe yayınları.
Bu arada saymak ve hatırlamak istemediğim kadar yabancı ülkenin parlamentosundan “Türkler, en az bir milyon Ermeni’yi soykırım uygulayarak öldürmüştür” iddiasının kabulü kararı çıktı. Yani, Ermeni iddiaları doğrulanıyor. Bu gidişle 50 yıl sonra NAZİ Almanya’sı ile 1915 Osmanlı devleti ikiz kardeş ilan edilecek. Nokta.
Digitürk’te son aylarda birkaç kez verilen çok güzel bir film vardı: UNITED. 1958 yılında uçak kazası geçirerek oyuncularının hemen hemen tümünü kaybeden Manchester United’ın öyküsü. Filmde antrenör yeni futbolculara çok basit bir anlatımla nasıl gol atılacağını anlatıyor: “Topu alacaksın. Pasını vereceksin. Golü atacaksın !”
İşte böyle yalın düşünen insanlara 1915 yılında Türklerin Ermenilere soykırım uygulamadıklarını anlatarak anılan parlamento kararlarını ters yüz etmek durumundayız. Bunun en yanlış yöntemi de söze, “Ama onlar da daha çok sayıda Müslüman Türk öldürdü” ile başlamaktır. Dinlemiyorlar bile.
Önerim: “Türkiye’de 1.5 milyon Ermeni vardı” (“Topu alacaksın”), “Tehcire gönderilen Ermeni sayısı 500 binden azdı” (“Pasını vereceksin”) ve “Tehcir sonunda Suriye’ye en az … bin Ermeni sağ salim varmıştı” (“Golü atacaksın”). Bugün “1.5 milyon Ermeni” üzerinde bir mutabakat var gibi. Diğer iki konu üzerinde yoğunlaşmalıyız, ki tükürdüklerini yalasınlar…  

25 Nisan 2016 Pazartesi

DEMOKRAT PARTİ JÖN ARAMIYORMUŞ !..., Mehmet Arif DEMİRER

DEMOKRAT PARTİ JÖN ARAMIYORMUŞ
Mehmet Arif DEMİRER
19 Nisan günü YURT Gazetesinde manşetten verilen bir haber ve bir fotoğraf vardı: “Jön Aramıyoruz” ve Türkiye Barolar Birliği’nin Başkanı Sayın Metin Feyzioğlu’nun fotoğrafı.

Demokrat Partinin Genel Sekreteri Sayın Ertan Küçükay, YURT’a şöyle konuşmuş:
“Biz Jön falan aramıyoruz, bizim artist arayışımız yok. Gündemimizde Feyzioğlu yok. Biz Merkez Sağ bir partiyiz. Bizim Partimizin Genel Başkanlık koltuğu, Adnan Menderes’in oturduğu koltuktur, Süleyman Demirel’in oturduğu koltuktur,  tabii Celal Bayar Kurucu Genel Başkan. Adnan Menderes’in, Süleyman Demirel’in felsefesiyle yetişmemiş, onun inançlarını paylaşmayan kişilere bu koltuk açık değildir… Demokrat Parti’nin (DP) şu anda bir genel başkanı var; genç, pırıl pırıl… Türk siyasetinin geleceğinde var olabilecek bir siyasetçi olarak yoluna devam ediyor. Biz de kendisine inanıyoruz, güveniyoruz, onunla beraberiz. Kurucu felsefemize uygun olarak bir mücadele veriyoruz.”
Yukarıda alıntılanan bölümde atlanan cümlelerde Sayın Feyzioğlu’nun adı geçiyor. Sayın Küçükay, açıklamasında bir de Sayın Cindoruk hakkındaki düşüncelerini sıralamış. Amacım kişilerle ilgili tartışmalara katılmak olmadığı için o cümleleri bilinçli olarak atlıyor ve Sayın Küçükay’ın DP hakkında çarpıcı bir tespiti ile bu alıntıya son veriyorum: “DP, marabasıyla (köyde toprak sahibi olmayan ama toprağı işleyen kişi, ortakçı) satılık bir köy değildir.” ? 
Demokrat Parti’nin eski bir Genel Başkan Yardımcısı (1994 – 1997, 1995’de Refah’a gidene kadar Genel Başkanım Aydın Menderes idi), Genel İdare Kurulu Üyesi (2009 – 2011) ve DP ile ilgili yayımlanmış 21 kitabı ve bir Belgesel Ansiklopedisi olan bir Demokrat Partili, üstelik Menderes döneminde PTT Genel Müdürü ve Ulaştırma Bakanı Arif Demirer’in oğlu kimliğim ile Sayın Küçükay’ın değindiği geleneğin de tam merkezinden gelen bir kişi olarak, şu soruyu DP sayın genel sekreterine sormak ve somut yanıtını beklemek durumundayım:
Önce DP geleneğinin seçim performansı hakkında bir hatırlatma: Menderes, 1954: % 58; Demirel, 1965: % 52.9 ve Demirel, 1991: % 27 (Özal’ın ANAP’ı ile birlikte % 51).
Sizin pırıl pırıl Genel Başkanınız ise Zeybek’ten devraldığı % 0.65’in çeyreğine indirmiştir, Celal Bayar’ın kurduğu partinin oyunu; elli küsur milyon seçmenin 69 bininden oy alarak.
YURT’ta yayımlanan açıklamanızda neleri aramadığınızı sıralamış ancak neyi aradığınızı, DP’nin 2016 yılında hedefinin ne olduğunu belirtmemişsiniz. Bu nedenle, yukarıda özetlediğim kimliğim ile soruyorum, ‘Demokrat Parti 2016’ neyi aramaktadır, hedefi nedir?
Şöyle bir hedef, sizleri belki tatmin edebilir, ama açıklamanızda adlarını verdiğiniz o muhterem kişilerin kemiklerini sızlatır: 1 Kasım 2015 seçiminde alınan 69 bin oyu yüzde yüz artırarak Guinness Rekorlar kitabına girmek. Demir Perde ülkeleri dışında hiçbir siyasi parti oylarını bir sonraki seçimde % 100 artıramamıştır. İnşallah size nasip olur, % 0.28 oy !
***
2006 – 2012 TARİHLERİ ARASINDA YAYIMLANAN KİTAPLARIMIN LİSTESİ
ATATÜRK – BAYAR ve DP Ekseninde Masallar ve Gerçekler; 
6 Eylül 1955 Olaylarına 50. Yılda yeniden Bakış: 
Hangi Derin Devlet; 
Demokrat Parti’nin Yatırımları; 
Nihat Erim’in gözlüğü ve kalemi ile Demokrat Parti; 
Kemalizm Tartışmaları; 
Menderes ve Dövizler – Dünya Bankası Olayı, 1954;  
Hasan Polatkan Konuşuyor; 
Ş. Çizmeli’nin Menderes Kitabı,  Bir Dedikodu Kitabının Eleştirisi; 
Fatin Rüştü Zorlu Gerçeği; 
27 Mayıs – Masallar ve Gerçekler. 
2 200 sayfalı Belgesel Demokrat Parti Ansiklopedisi 2010 yılında tamamlanmıştır. 
***
HÜRRİYET GAZETESİNİN SPOR SAYFALARINA KADIN – ERKEK EŞİTSİZLİĞİ
Hürriyet, 18 Nisan. İstanbul’da oynanan Kadınlar Euroleague Finallerinde üçüncü olan Fenerbahçe Bayan Basketbol takımı ile ilgili haber: 2.9 x 6.9 eşittir 20 cm2. Finallerde şampiyon olan Putin’in ülkesinin Ekaterinburg ile ilgili haber: 14 x 14 eşittir 196 cm2. İki gün sonra Fenerbahçe Erken Basketbol takımı Final Four’a kalınca ilgili haber tam 1216 cm2  Kadınlara, Türk ise 20, Rus ise yaklaşık 200, erkeklere ise bin 200 santimetre kare. Yorumu siz yapın… Merak edenlere ek bilgi: Spor sayfasının baskı alanı 1 664 cm2.   

18 Nisan 2016 Pazartesi

AZİZ YILDIRIM ve VOLKAN DEMİREL’e AÇIK MEKTUP - ANAYURT Gazetesi; Mehmet Arif Demirer, 18 Nisan 2016

AZİZ YILDIRIM ve VOLKAN DEMİREL’e AÇIK MEKTUP
        Mehmet Arif Demirer
Önce teknik bir açıklama: Sizlere saygısızlık yapmak gibi bir niyetim kesinlikle yok ancak bir köşe yazısı başlığında iki kez ‘Sayın’ sözcüğü kullanmak da uygun olmuyor. Sizler benim için çok saygın Fenerbahçelilersiniz.
İkinci açıklama: Cihat Arman’ı ilk defa 1948 yılında, 8 yaşımda, çıplak göz ve hayranlıkla seyretmiş ve Lig TV maç yayınına başladığı tarihten itibaren Fenerbahçe maçlarını hiç kaçırmamış, gerçek bir FB taraftarıyım. Bu Açık Mektup bu sıfatımla yazılmıştır.
FB’nin bu yıl şampiyon olma olasılığı SIFIR’a çok yakındır, yüzdeye vurursanız. 
Takım, özellikle ikinci yarıda şampiyon olmak hırsı ile o kadar sinirli ve gergin bir futbol sahneliyor ki, önümüzdeki altı maçı da son maçlar gibi oynarsa; Torku Konya ikinci, FB üçüncü olur. Nasıl olsa ikinci de Şampiyonlar ligine katılacağına göre birkaç ön eleme maçından mı çekiniyoruz? Eğer öyle ise zaten ikinciliği de hakketmediğimize inanacağım.
Önerim: İkinciliği kabullenip, sakin sakin Fenerbahçe’ye yakışır bir futbol oynayalım ve bu gerginlikten kurtulalım. Son haftalarda rakip takımın ceza sahasında kaçırılan gollerin ancak bu gerginlik nedeni ile kaçmış olduğunu düşünüyorum.
Özetle, Volkan kardeşimi önemli bir görev bekliyor: Lütfen, arkadaşlarını bu stres ortamından çıkar ki, hepsi önce birer sporcu, sonra futbolcu ve de Fenerbahçeli olduklarının bilincinde rahat oynasınlar, aynen Real Madrid’i perişan eden basketbolcularımız gibi. Saygılarımla.
***
15 Nisan günü Bayanlar Euroleague Final Four maçları Ülker Arena’da oynandı. İzleyebildiğim kadarı ile canlı naklen yayın yoktu. Eğer benim bilmediğim bir kanalda var idi ise, Hürriyet’in spor sayfasında bilgisi yoktu.
Fenerbahçe bayan basketbol takımının Nadezhda ile yarı final oynadığı saatlerde, şu kanallarda, aşağıda verdiğim yayınlar vardı:
FB TV: Maçın görüntüsüz anlatımı, radyodan naklen yayın gibi.
NTV Spor: Kadınlar voleybol müsabakalarının naklen yayını.
TRT Spor: Avrupa Halter Şampiyonluğu’nun naklen yayını.
A Spor: Futbol yorumları
Lig TV – 1: Futbol yorumları
Lig TV – 2: Futbol yorumları ya da Avrupa’dan naklen futbol maçları
Lig TV – 3: Lokomotiv Kuban – Barselona Euroleague basket maçı 
Hayatımızda ilk kez Türkiye’de bir Euroleague Final Four düzenlemişiz,  tüm TV kanalları bu olaya arkalarını dönmüşler. Bu durumu 1974 – 1982 yıllarında ADALET Gazetesindeki köşe yazılarımın başlığı ile açıklayabiliyorum:
“BİZ BİZE BENZERİZ”
Merak ediyorum, 17 Nisan günü Fenerbahçeli bayanların oynayacakları üçüncülük maçını canlı verecek bir kanal olacak mı? Hürriyet’in Spor Ekranı’na göre Türk Telekom’un TVİBU Spor’u verecekmiş ! (ANAYURT Gazetesi, 18 Nisan 2016)